Farkındalığın aydınlığında beslenmiş şiir gibi bir varışın öyküsü. Kendinden öteye gidemeyeceğini anladığında insan en uzaklarda aradığı şeyin bile kendi içinde olduğunu gördüğünde kaybettiklerine yanıp duruyor. Varmanın ve farkına varmanın tüm güzelliğini yürekten yaşamanın tanımı yapmak böylesi anlarda çok zor oluyor. Her insan bu mesafeye gidebilir mi dersiniz?

Yüksek sesle düşünelim, nerede ve niçin var olduğunu bilerek kendini aydınlık güzel günlerin muştusu olarak büyütmek bir insan için ne kadar mümkündür? Mutluluğu kapı kapı arayıp Uzakdoğu’nun mistizmine kendini kaptıran, yollara düşen, keşişlerden yol yordam öğrenen ve en sonunda aradığı şeyin kendisi olduğunu anlayan bir insanın yaşadığı duyguya dışardan bakarsak bir kendine varmanın bedeli ne kadar olur dersiniz 10bin dolar mı? Peh, insan kendi içine varmak için bu kadar mı bedel öder?
Günlerce aç susuz kalıp, meditasyonla ulaştığı yer yine kendisi oluyor. Tarihin başlangıcını bilmem lakin yazılı insan tarihinin tüm aşamalarından insanoğlu kendini aramıştır. Kendini bulmak adına ve kendine ulaşmanın zorluklarını ifade etmek ve tanımlamak adına binlerce tanrı yaratmış ve adaklar adamıştır. Gelinen noktada vardığımız yer hep BEN olmanın bilincine varmak oluyor.
Teknolojinin tüm uzaklaştırmalarına rağmen gelen ve giden tüm mesajlarda, bir ben aramışlık söz konusu.İnsan oğlu acıyı bedeninde hissettiğinde kendini fark eder, acı fark ettirir. İyi de kendimizi fark etmemiz adına hep acı boyutlarında mı yaşamamız gerekir? Mutlu olduğumuz zaman hangi dünyaya transfer ediyoruz ruhumuzu ve bedenimizi ki kendimizi fark etme açlığı çekiyoruz.
Elimize bir diken battığında ruhumuzun derinliklerine kadar inen bir incinme yaşıyoruz değil mi? Farkındalığın en alası bedenin nefes nefese kaldığında içselliğimizi titreten kalp atışlarıyla açığa çıkıyor. Gümbür gümbür bir farklılık yaratıyor bu atışlar. Fiziksel farkındalıkları duşlarda yada sevgilinin dokunuşlarında yaşayan insanoğlunun içsel farkındalıkları bulması için daha kırk fırın ekmek yemesi gerekiyor sanırım.Mistik bir ortamda mediatif halde oturan ve normlara uygun duruş şekliyle transa geçen güzel insanlarında hedefinde kendini bulmak var. Fonda hafif bir meltem havasında esen müzik, ortalığa hoş bir hava veren tütsünün dumanının yaydığı koku, mumun aydınlattığı duvarlar gürültüden arındırılmış bir kendine varış çabası. Varılıyor  tabi tüm bu çabalar neticesinde kendine de bunun sürekliliğini sağlamak o kadar kolay olmuyor. Bu o kadar zor mudur? Zor tabi insan bu kendisini bulması bir ömür sürerken onu kaybetmesi an meselesi olabiliyor, hırslarına teslim olabiliyor, zevklerine, aşklarına, tutkularına, elde edemediklerine, edebildiklerine, seyrettiklerine, varamadıklarına, paraya, saltanata, açlığa ve uzayıp giden bir listeye teslim edebiliyor kendini. Amaç ne olmalı ki varış süreklilik arz etmeli.

Öncelikle amaç kendini bulmaksa bu kalabalıklar içinde olabilmeli diye düşünüyorum dünyadan soyutlanarak varılan benlikler dünyanın içine dönüldüğünde şok yaratabiliyor. Öyle ya tahayyül edilen dünya böylesi karmaşık değil ve bu kadar gürültülü değil. Kalabalıklarda varılabilecek BENlere varmak ne kadar zor değil mi? Teknolojiden uzak inzivaya çekildikten sonra geri döndüğünde yine kendinle kalabildiğin mekanlara vardığı için eskiden mistizm ve kendini arama yolculuklarının çoğu başarıyla sonuçlanmıştır.

Bugün varılan noktada bu zorlamanın derinliklerine nüfuz etmiş olan kişisel benliğimiz ancak teslimiyetle açığa çıkacak deniyor. Teslimiyet, kendine kök salmakla mümkündür gibi bir teoriye vardık nihayetinde yada bu tanımı ben yapıyorum.

Kendine varmanın çeşitli yolları varken ben bunu Reiki ile mümkün kılınacağını düşünüyorum, Reiki’nin farklı tanımları var. Bence Reiki, bir boyutsal varışın temsilcisi olarak bizimle birlikte kendimizi keşfetmenin tanımıdır. Her türlü negatif ve pozitif tavrımıza yönlendirdiğimiz Reiki düşüncesi spirütüel bir yolculuğun her aşamasında yanımızda yer alıyor. Kimi zaman ellerimizle, kimi zaman düşüncelerimizle ve varlığımızla tüm kavram kargaşamıza katabileceğimiz bir olgu olarak karşımıza çıkıyor Reiki.

Konuştuğumuz, anlattığımız, paylaştığımız, hecelere böldüğümüz kişiliğimizin mutlak suretle keşfe ihtiyacı var. Reiki ile karantinaya alınmış benliğimizi tedavi etmek mümkün. Kabak başımıza patladığında aklımıza gelenler listesinin başında yer alması onun güzelliğini ve anlamlı olmasını değerli kılıyor. Ben olmanın yollarını kendine dokunmayla keşfetmek ve bu yolculuğa çıkarken tüm fikirlerin başlangıç noktasında BENi asıl tutmak Reikinin özünde yer alır. Reiki bir BENlik ve kendine ulaşmak öyküsüdür. Bir şiirdir Reiki.

Her kendine varmak tanımının bir öyküsü var benim kendime varmak ile öyküm Reiki ile mümkün oldu. Burada Hacı Bektaşı Veli’nin bir sözünü yazmak farz oldu “Her ne ararsan kendinde ara, Küdüs’te, Mekke’de Hac’da değildir”.

İnsanın her zaman kendini terk etme yada kendine bir şeyler katma sevdası vardır kendinden iteledikleri ile kendine kattıkları acıtabilir her şey insan istediği için olur korkular acılar ölümler başkalarının acıları bile acıtıyorsa içini bir daha bulamayacağından acır insan yalnızlıktan korkar kendi yalnızlığa düşmekten korkar gürültü ister ses ister gönüldaş ister hepsi kendinden kendini uzaklaştırmak içindir merhaba bende ki bene diyebilmenin cesaretini yitirir böylesi anda bulabilirse aradığı şeyi acıyı değil mutluluğu yaşar insan

Bir kendine varışın kendimce tanımını yaptım, sürçü lisan eylediysem affola. Sevgi ve esenlikle kalın.